AYDOGMUŞ' TA GİYİM KUŞAM, FOLKLOR
(Adet, Gelenek, Görenek ve İnanışlar)
Halk arasında eskiden giyim şekli, kadınlarda genelde bir şalvar, üzerine el işi motifleriyle süslü üç etek denilen entariler giyilir, başlara oyalı yazmalar ve tülbentler örtülürdü. Bu giyim tarzıyla Türk kadınının zarafet ve inceliğini bilgi ve becerileriyle adeta üzerlerinde taşırlardı. Bugün yine büyük, küçük kadın, kız, şalvar giyinir, oyalı yazmalar bürünür üç etekler, bindallı entarilerse birer yadigar niteliğinde sandıklarda saklanır.
Halk arasında eskiden erkeklerde giyim şekli setre pantolon, üzerinde efe giyimlerini andıran gömlek ve işlikler giyilir, başlara fes geçirilir, üzerlerine sarı örtüler sarılırdı. Ayaklarda ise hem kadınlarda hem erkeklerde süslü, motifli yün çoraplar ve çarıklar giyilirdi.
Düğünler (evlenmeler) söz kesilmesiyle başlar, söz kesilmesi demek istenen kızın evinde hocaların duasıyla nişan yüzüklerinin takılmasıdır. Birinci gün nişan takılır İkinci gün ikindin namazından sonra (eskiden daha yaygındı, şimdi pek nadirdir) kız evine keçi veya kuzu götürülür, Bu kalabalık ve hocalar eşliğinde önde bayraktar Türk bayrağını taşır, hocalar salavat dualarıyla keçi veya kuzu kız evine getirilirdi. Kına gecesi günü kız evinde ikinden sonra gelinlik kız, arkadaşlarını toplar, keçi veya kuzu etiyle yapılan yemekler ikram edilirdi. Şimdi bu ikramlar genellikle pide ve ayran şeklinde olur, Üçüncü gün yine kız evine, ikindin namazından sonra hocalar, bayraktar ve kalabalık eşliğinde, bir tepsi içinde kına getirilir. Bu kınayı bir genç (sağdıçlar da yapar), tepsiyi başının üstünde taşıyarak getirir. Ki ki bar ve saygılı hareketler evliliğin kutsallığını anlatmaktadır. Kına gecesi günü hem kız evinde, hem de oğlan evinde çalgılar eşliğinde eğlenceler yapılır. Dördüncü gün gelin çıkarma günüdür. Gelin çıkarmada öğle namazından sonra hocalar, bayraktar ve halk eşliğinde dualarla gelin çıkarılır.
Kız evinde kapılarda duranlara kapıyı açmaları için paralar verilir. Gelin çıktıktan sonra, arabalarla, konvoy şeklinde kasaba içinde gezilir. Özellikle de gelin camilerden dolaştırılır ki, inançlı ve evine bağlı olsun diye. Gelin oğlan evine geldiği vakit, arabadan bir türlü inmek istemez. Çünkü kaynanadan üzengilik (hediye) ister.
Kaynana bir şey vaad ettiği veya o an takı taktığı zaman gelin arabadan iner. Damatta yüz görümlüğü takar.
Düğünlerde (eskiden) kadınlar def çalan bir kadının eşliğinde eğlenirler, kına da bu defçi kadının kına yakım havasıyla yakılırdı. Erkekler, mahalli saz sanatçısının söylediği efe havalarıyla eğlenirlerdi. Düğünde oynanan başlıca oyunlar, Serenler, Harmandalı, Teke Zortlaması, Yörük Ali, Haçcem Çıkmış Gül Dalına, Kazım Zeybeği, Köroğlu gibi oyunlardır. Gelinlik kıza nişan takıldığı gün orta yere bir yastık konur, bu yastıktan Pervane ilahisi eşliğinde geçirilir yastıktan atlatılırdı. Ki bununla yuvasına daha bağlı olacağına inanılırdı. Gelin çıkarıldığı gün yine geline buğday attırılır. Damat da yüksek bir yerden (bizler oraya dambaş deriz) çocuklara avuç avuç bozuk para atarlar. Bununla da evde bolluk, bereket olacağına inanılır. Bu gelenekler hala devam ediyor.
Hıdrellez gecesi yani 5 Mayısı 6 mayısa bağlayan gece kadınlar hamur mayalarlar. Yoğurulan hamurun üzerine birkaç tane yeşil çimen konur. O gece Hızır gelip bu hamuru mayalandırdığına inanılır.
Anacığım da birkaç kez böylesi hamur yoğurup, üzerine bir kaç yeşil çimen atıp beklemiştir ve 6 mayıs sabahına yakın bu hamur mayalanmıştır hep. Belki yeşil otlar ın asidiyle mayalanma gerçekleşiyor. Fakat; nedense diğer günler yapılan bu işlemlerde hamurlar kabarmıyor. Bu AIIah' m hikmeti olsa gerektir.
Kızlar, o gece dilek tutarlar, Allah' a dua ederler. 5 mayıs gecesi, gül ağaçlarının diplerinde Allah' a dua edip, isteklerinin gerçekleşmesi için şekiller çizerler. Yine aynı gece bahtlarının açık olması, nasip çıkması için dua edip, dilek tutarlar. Yeşil soğan yapraklarından birine ip bağlarlar. O bağlanan soğan yaprağı uzarsa kızların bahtı açık olacağına inanılır. Yine Akdağ' ın zirvesinde yer alan Cebel Sultan' ın mezarı başında da Allah' a dualar edilir. Buradaki ulu kişinin yüzü suyu hürmetine dilekler tutulur.
Kızların dileği bir mani şeklinde olur ( ki bunlar eskiden yapılırdı). Mani şöyledir:
"Açıl bahtım Geldi vaktim, Gelin olmak Benim hakkım."
Bir de bu dağın zirvesinde çocuğu olmayan kadınlar Allah' a dua ederlerse çocuklarının olacağına inanılır. Erkek çocuk olduğunda da ilk adı Cebel konur. (Misal:Cebel Mehmet)
Çocuklar, çelik çomak, kemik oyunu, mendil kapmaca, sobe, kayrak, uzuneşek, çizik, beş taş oyunu, iller oyunu gibi oyunlar oynarlar. Aş ermede anne adayı tatlı yerse oğlan olacağına, ekşi yerse kız olacağına inanılır.
Ağaç altları pislenmez. Zira cinlerin çarpacağına inanılır. Çırtlık ağacından çocuklar için minik nazarlıklar yapılır. Bardak şeklindeki bu nazarlıklar sayesinde çocuklara nazar geçmeyeceğine inanılır.
Yiyecekler, yufka, katmer, bazlama-bezdirme, gözlerne, gömbe, çörek, bişi, lokul gibi unlu mamüllerdir.
Tarhana, bulgur pilavı, dirgit, kıymalı saç böreği, ıspanak, patates, soğan, pırasa, çökelek ve baharda yetişen çeşitli otlardan saç üzerinde yufka arasına konarak pişirilen çeşitli börekler, sarma ve dolmalar, tatlılarsa; lokum (lokul denir mayalı hamurdan yağda kızartılarak yapılır) irmik ve un helvası sarığı burma, baklava vd. Aydoğmuş'un başlıca yemekleridir. Yemeklere çeşni olarak yine çeşitli (domates, marul, turp, havuç, lahana ve yörede yetişen çeşitli otlardan) salatalar yapılır. Y oğurttan içine salatalık ve sarmısak katılarak ayran yapılır. Buna da cacık denir ( bazı yörelerde buna Ayran aşı deniyor).
Aydoğmuş' ta gelenek halini almış ve günümüzde de uygulanan güzel adetleri de vardır. Askere giden gençlerle hacıya gidenler, kasabanın cumhuriyet meydanında topluca dualar edilir. Kadın erkek bu duaya katılmaya çalışır. Duadan sonra asker adayları ve hacı adayları kasaba halkıyla bir bir vedalaşıp, helalleşirler. Bu uğurlamalarda askerlerin ceplerine uğur parası denilen harçlıklar konur. Gençler kendi aralarında asker gençler için eğlence düzenlerler.
Ayrıca hem hacı uğurlamasında hem de asker uğurlama haftasında kasabada mevlit okutulur. Hacılar dönüşünde hacı aşı dökerler.
Cenazelerde ise ilk gün gece evi denilen (ölen kişinin evidir) yerde, komşular hazırladıkları yemek ve yiyecekleri getirip yerler. Yatsı namazından sonra Kur'an okunup, dualar edilir. Ölen kişinin ölümünden 7 gün sonra mayalanmış hamurdan bişisi yapılıp dağıtılır. Daha sonra 52. gece denilen günde, mevlit yemeği verilir.
Düğünlerde de yine mevlit okutulup yemek verilir. Mevlit yemeklerinde et yemekleri, nohut veya fasulye yemeği, pilav, çorba ve helva hazırlanıp, halka ikram edilir. Mevlit yemeklerinde bazen kıymalı pide ve ayran ikramı da olur.
AYDOGMUŞ' TA BİLİNEN TÜRKÜ, MANİ, İLAHİ VE TEKERLEMELER
Halk ağzından derlediğim mani tarzındaki Aydoğmuş Türküsünün sözleri şöyledir:
Ay doğar elek gibi
Gün doğar melek gibi.
Yarim hamamdan çıkmış
Turfanda kelek gibi.
Of kaderi m böyle
Böyle var yare söyle
Kar yağar saçaklara
Savrulur alçaklara.
Analar neler doğurmuş
Sığmıyor kucaklara.
Bas bas aman gidelim
Gidelim yolda bayram edelim.
Of kaderim böyle
Böyle var yâre söyle.
Bülbülüm öter gelir
Tüyünü döker gelir.
Aydoğmuş'un kızları
Isparta' yı seker gelir.
Bas bas aman gidelim
Gidelim yolda bayram edelim.
Rahmetli anneannem Hatice Akçay'dan dinlediğim Namaz ilahisi şöyledir:
Sabah oldu yüzün kaldır
İki elin suya daldır.
Kalbini nur ile doldur
Dur Allah'ın divanına.
İkindini koymak yoktur
Kılanların yüzü aktır.
Kılmayana cennet yoktur
Dur Allah'ın divanına.
Öğlen oldu vakit tamam
Gelsin namaz kılan imam.
İslam' ın nuruna boyan
Dur Allah'ın divanına.
Yatsına melek karışır
Dinin diyara ulaşır.
Canın cennete kavuşur
Dur Allah’ın divanına.
Yine rahmetli Hatice ninemden derlediğim ve Aydoğmuş'ta genç kızlara nişan takıldığı gün birkaç kadının eşliğinde (gelinlik kızın koluna girilerek) söylenen Pervaneler İlahisi şöyledir:
(Son bölümde kızın bütün akraba ve yakınlarının tek tek isimleri de söylenerek kına yakımı tamamlanır)
Anası anası kızın anası (. ............................... ) anası
Babası babası kızın babası ( ...................... ) babası
Kızınız size misafirdir,
Bugün akşamlık, yarın öğlenlik.
(Diğer akrabalar da isimleri verilerek aynı şekilde sıralanıp, söylenir ve kına yakımı sona erer. Akrabaları saymakta maksat gelinlik kızı ağlatmak ve akrabalarını da unutmaması için ihtardır.)
Aydoğmuş' ta, Hatice ninemden dinlediğim Sultan Dağı türküsünün sözleri şöyledir. Bu türkünün bir de halk arasında bilinen bir efsanesi vardır.
Rivayetlere göre, Anadolu' nun düşman istilaları yıllarında burada yaşayan Cebeli Sultan adlı bir komutan düşmanlara karşı okla savaşmıştır. Anlatılanlara göre Sultan yaralı bir halde - bağırsaklarını eteğine toplamış bir vaziyette - bu dağın (Akdağ) doruğuna kadar çıkabilmiş, oradan geçen birisinin hayreti çığlıklarını duyunca ( Dede denilen yerde) şehit olmuştur. Şimdiki mezarın bulunduğu yer" Dilek Taşı" olarak da bilinir. Halk yağmur duası için (Dede' ye çıkıp, bu mezarı ziyaret eder) Hakk' a dua ve niyazda bulunur. Baharda da -Hıdrellez zamanı- halk burayı ziyaret eder. Burada Hakk' a dua edip, dilekte bulunanların çoğunun duasının kabul olduğu söylenir. (Bu mezarın zaman zaman Yunus Emre' ye ait olabileceği söylenmişse de gerçekten uzaktır).
Türkünün sözleri şöyledir:
Pervaneler nara yanar (Allah)
Gelsin beraber yanalım.
Yanmaktır bizim karımız
Sarfedelim hep varımız
Gelsin baraber' yanalım.
Münkir, cahil bizi taşlar
Akıtalım kanlı yaşlar.
Hak tanıktır ey gardaşlar
Gelsin beraber yanalım.
Yarın sorun şol bülbüle
Neden aşık olmuş güle?
Anın için düşmüş dile
Gelsin beraber yanalım.
Ey Şeyzadem gel sende yan
Yaş yerine dökelim kan.
Hak aşığıyım diyen can
Gelsin beraber yanalıın.
(Bu ilahinin bir halk ozanına ait olduğu ( Şeyhzade mamahlaslı), Isparta' nın eski Ün dergilerinin bir sayısında belirtilmektedir. )
Aydoğmuş düğünlerinde kız evinde, def çalan bir kadının söylediği kına havası eşliğinde, gelinlik kıza kına yakılır. Kına Havası'nın sözleri şöyledir:
Çattılar kazan taşını
Vurdular düğün aşı
Bugün evin yakışığı
Ney neyaman .
Kınayı kararlar tasta
Kız evleri kara yasta ..
Oğlan evi çok havasta
Ney neyaman ...
SULTAN DAĞl (AKDAG) TÜRKÜSÜ
Yüce dağ başına çıkıp, oturan
Yel estikçe gelir acı katıl'an.
Yazı, kısmet bizi bura getiren
Çekelim gel gönül hayli bir zaman.
Sana Sultan (Cebel S.)dağı derler
Ne dumandır senin başın.
İlkin güneş sana doğar
Cevahirdir senin taşın.
Yüce dağ başına çıktım oturdum
Dertlerim elliydi yüze yetirdim.
O nazlı boylu yarimi yitirdim
Çekelim gel gönül hayli bir zaman ...
Sana Sultan dağı derler
Ne dumandır senin başııı.
İlkin güneş sana doğar
Cevahirdir senin taşın.
Hatice ninemin evinde, tarlasında çalışırken sürekli yanık sesiyle okuduğu ve kasabada bilinen bir Kerem Havasının derlediğim kadarıyla sözleri şöyleydi:
KEREM HAVASı (Uzun Hava)
Keklik idim taş dibinde tünedim
Uçmalara yoktur benim kanadım.
Ben kaderimi küçücükten sınadım
Kader böyle imiş eyaılı gelin.
Hezelidir deli gönül hezeli
Kış gelince döker bağlar gazeli.
Yedi yılolduysa yarin öleli,
O yarin aşkıyla dolanınm mezarı.
Kerem idim Kerem' ini bildirdim
Dostum ağlar, düşmanımı güldürdün.
Güldürdün de gül benzimi soldurdun
Sevdan ile güzel beni öldürdün.
Kerem der ki dağ üstünde dağ olmaz
Ah çekenin yüreğinde yağ olmaz.
Yüz bin cerrah gelse yaram iyi olmaz
İlle o kız sarsın benim yaramı.
Her sabah her sabah ezan okunur
Ezanın sedası cana dokunur.
Yari güzelolan güller takınır ( sokunur)
Yari çirkin olan ölür kurtulur.
Sabahtan kavuştum ben bir geline
Eteğini sokmuş ince beline.
Nere gidiyon dedim yarin yanına
Al oğlan çevreni yadikar olsun,
Kokmadım çevreni uğurlar olsun.
Uzat ellerini kına yakayım
Sen yürü de ben boyuna bakayım.
Az gelirse gıremise takayım
Yan dağlar dağlar bir gelin ağlar.
Karanfilim tutmaz imiş
Gül dikensiz bitmez imiş.
Yolu yardan ayıranın
İşe gücü yetmez imiş.
Yüce dağ başına yağmaz mı dolu?
Eşinden ayrılan olmaz mı deli?
Yangın ateşlere atar kendini,
Çok aramış bulamış dengini.
Susuz derelerde kavak biter mi?
Oğlansız evlerde duman tüter mi?
Beş kız bir oğlanın yerin tutar mı?
Ölüm ver Allah' ım ayrılık verme.
Yürü Dilber' yürü saçın sürünsün
Aç beyaz gerdanı sinen görünsün.
Ezel bahar benimdin, şimdi kiminsin?
Yan dağlar dağlar bir gelin ağlar.
Kışlanın önünde sıra söğütler
Oturmuş binbaşı asker öğütler.
Vadeli, vadesiz ölen yiğitler,
Yangın ateşlere atar kendini
Çok aramış bulamamış dengini.
Bahar gelir otlar biter
Garip bülbül durmaz öter.
Bu ayrılık bize yeter
Dön gel Kerem dön gel yandı kül oldu,
Anam, kız gardaşım bana el oldu.
Aydoğmuş' lu mahalli saz sanatçısı merhum Veli Erkaya' dan dinlediğim bir türkünün sözleri şöyleydi:
Sevdanın denizi pek derindedir
Bakmadan hoplayıp, dalmaya gelmez.
Gençlerin bilgisi biraz incedir,
Genç iken sararıp, solmaya gelmez.
Yalın ayak bastırmayın yerlere
Deste deste gül döşerim yollara.
Sevdiğimi bildirmeyin ellere
Almayınca vermek olmaz dillere.
Sormayınca, olmaz dillere düştüm
Erken açar bizim elin çalısı,
Çiçeklidir Isparta' nın halısı
Sana derim sana kızım köylüsü.
Yok mu içinizde ince bellisi?
Aşağıdan gelen hazalı gelin.
Topla zülüflerin göz olur gelin,
Olura olmaza söz olur gelin.
Aydoğmuş' ta rahmetli Hatice ninemden, Sultan Aygün' den ve bazı büyüklerimizden derlediğim ınanilerden örnekler aktarıyorum.
Akdağ' ın meşeleri
Kolonya şişeleri.
Beni yardan ayıran
Beklesin köşeleri.
Aya baktım ayaklı
Kapıları dayaklı.
Aydoğmuş' un kızları
Elma, şeker yanaklı.
Ay doğar sini gibi
İkindin günü gibi
Aydoğmuş' un kızları
Fes likan gülü gibi.
Ay doğar Geresin' den
Bulutların arasından,
Kız sinen görünüyor
Sinenin arasıdan.
Çevresinde oyalar
Sıra sıra boyalar.
Sevda çeken dayılar,
Su yolunda oyalar.
Sepet sepet üzümler
Şıra, pekmez özümler.
Aydoğmuş' un kızları
Tatlı tatlı gülümser.
Bir dalda iki kiraz
Biri al biri beyaz.
Bitmez güzellerde naz,
Yazı hoştur, kışı ayaz.
Pencereden bakıyor
Sakız olmuş akıyor.
Kız oğlanın yoluna
Hasta olmuş yatıyor.
Mangalım var külüm yok
Bülbül olsam dilim yok.
Yarim orda ben burada
Ağlamadık günüm yok.
Tren gelip ötmez mi?
Kömürünü dökmez mi?
Yarim orda ben burda
Bu ayrılık yetmez mi?
Merdiven basak basak
Çıkma yukarı yasak.
Ankara' dan tel gelmiş
Oğlanlara kız yasak.
Bahçeleri, bağları
Başı duman dağları.
Aydoğmuş' un kızları
Pembe gülün sazları.
Tepsiye koyarlar tuzu
Üstüne örterler bezi
Anasının kıymetli kızı
Ney ne yaman ...
Biner atın iyisine
Gider yolun koyusuna,
Haber ey len dayısına,
Kız dayısız gelin mi'olur?
Ney ne yaman ..
Akşamı kılmasan kalır
İmanını şeytan alır,
Canın cehennemlik olur
Dur Allah' m divanına.
Bahçedeki ikizler
Yeşillendi filizler.
Aydoğmuş'un kızları
Halı dokur, gül işler.
Kestane koydum ocağa
Patladı gitti bucağa.
Aydoğmuş' un kızları
Pek sadıktır kocaya.
Penceresi perdeli
Çiçek açtı zerdali.
On beşinde gelinin
Çıktığı evde gözü.
Mangal başında kaldım
İnce fikire daldım.
Tren gelip ötünce
Yarim geliyor sandım.
Merdiven ayağında
Benleri yanağında.
Benim sevdiğim oğlan
Denizli konağında.
Sıvalı evlerin
Tozu mu olur?
Kocalı karıların
Sözü mü olur?
Aydoğmuş' ta yine büyükten küçüğe herkes tarafından bilinen çocuklar için bir tekerlerneyi yazılarıma aktarıyorum.
Masal masal meliki
Yıldız (ıldız) saydım on iki,
On ikinin yarısı,
Tilki, çakal derisi.
Amcam amcam karısı
Sağar sağar getirir,
Geyik burnun batırır.
B ir pazarda ayı var
Ayı beni korkuttu
Damdan dama sarkıttı
Damdan dama toz gider
Birinciye kız gider.
Kızı vurdum uçurdum
Yer denize geçirdim.
Yer denizin kilidi,
Akşam gelen kim idi?
Amcam oğlu Musacık
Elleri kolları kısacık.
Beyoğlu' nun atı mı?
Kuyruğunda süsü var,
AI gibi saçağı var
Ay doğmuş gün battı mı?
Şairimiz Ülker AYGÜN 'ÜN Gülüm adlı eserinden alıntılar yapılarak hazırlandığından geçen isimlere aynen yer verilmiştir.
Tuncay AYTAÇ
|