Sitemize Hoşgeldiniz   |   .: Aydoğmuş Kasabası Websitesi :.    
   Ana Sayfa
   Aydoğmuş Hakkında
   Geleneklerimiz
   Gurur Duyduklarımız
   Kaybettiklerimiz
   Şehit ve Gazilerimiz
   Köşe Yazıları
   Sülaleler
   İz Bırakanlar
   Gurbetçilerimiz
   Sizin Şiirleriniz
   Kim Nerede
   İletişim
 
ANKET
Kasabamızın En Büyük sorunu sizce Nedir?
Saglik (2%)
Egitim Ögretim (10%)
Ulasim (2%)
Altyapi (5%)
Kasabaya İlgisizlik (51%)
Kasabadan Göç (27%)


Toplam 2802 kişi katıldı.
BİLGİ EDİNME
Bilgi Edinme
Online Başvuru
ISPARTA
SİTE İSTATİSTİK
Online 3 
 Bugün 4 
 Toplam 66261 
Ip No:38.107.191.81
 
 
 

 

 

 

 AYDOĞMUŞ  KASABASI

 

Aydoğmuş Kasabası, Isparta' ya 45 km, Keçiborlu' ya 8 km uzaklıkta olup Keçiborlu ilçesinin  kuzey­batısında yer alır. Akdağ (Cebeli Sultan ) eteklerinde kurulmuştur. Akdağ' ın diğer ucunda kurulan Afyon ili ­Dinar ilçesine komşudur. Kasaba aynı zamanda Akdeniz bölgesi ile Ege sınırını da belirler. Dinar' ın Suçıkan denilen kaynağı (Menderesin can damarıdır), Akdağ' ın kuzey tarafındaki uç noktasından çıkan tatlı sudan oluşmaktadır. Kasabanın kuzeyi, doğusu, güneyi ve batısı Toroslarla çevrilidir. Akdağ, Söğüt dağları ana yol boyunca Ege içlerine doğru uzanır.

 

Aydoğmuş  1974 yılında Belediyelik olmuş, 2000 nüfuslu güzel bir kasabadır. Kurtuluş, Camikebir ve Gü!tepe olmak üzere üç mahalleden oluşmuştur.

 

Aydoğmuş, havası, suyu, mesire yerleriyle, manzarasıyla çok güzeldir. İnsanları, güler yüzlü, hoş sohbet misafir severdir.

 

İlköğretim okulu, sağlık ocağı, halk kütüphanesi, mevcuttur. Akdağ (Cebeli Sultan) eteklerinde Güvercin İni adıyla bilinen yeraltı mağarası vardır. Yine Akdağ yaylasında, Işıklar, Şirşirler, Orta Oluk, Aşağı Oluk, Koca Oluk (Kavak başı) ve Erikli çeşmeleriyle, çevresi dinlenme ve piknik alanlarıdır.

 

Kasabanın geçimi günümüzde daha ziyade gülcülük, tarım ve hayvancılıktır. Halı dokumacılığı eskisi kadar çok değildir. Keçiborlu Kükürt Fabrikasının kapanmasıyla kasabadan şehirlere büyük göçler olmuştur.

 

Kasabanın tarım arazisi kıraç ve verimsiz olduğundan Aydoğmuş halkı okumaya ve ilime yönelmiştir. Kasabanın çevreye göre okuma yazma oranı kız, erkek gözetilmeksizin çok yüksektir. Yurdumuzun hemen her bir ilinde her meslekten okumuş bir Aydoğmuş' luyu bulmak mümkündür. Çünkü kasabalı tek kurtuluş yolunu okumakta bulmuş sonuçta da başarılar elde edilmiştir.

 

Aydoğmuş, adı gibi yerleşimi de çok eskilere dayanan bir beldedir. Köy, önce bugün Hüyük denilen yerde kurulmuş ve geçmişte Sarılar Timarı, Saraycık adları ile de anılmıştır. Aydoğmuş adının nereden geldiği hakkında iki söylenti (rivayet), günümüze kadar ulaşmıştır.

 

İlk rivayete göre, takvim ve rasat bilgilerinin yetersiz olduğu eski zamanlarda, bayram yapabilmek için yeni ayın görülmesi ve kadı tarafından ay ispatı işleminin tespit ve ilanı gerekirmiş. Bunun için kadılar her yıl ayı ilk defa görerek haberi ulaştıranlara ödüller verirlermiş. Aydoğmuş, o zaman bugün Yukarıköy denilen kayalık, yüksek bir yerde bulunduğundan kadıya ilk haberi ulaştıranlarda genellikle Aydoğmuş köylüleri olurmuş. Bundan dolayı kadı ödül olarak köye Aydoğmuş adını vermış.

 

İkinci rivayete göre, köyün kuruluş yıllarında köye yerleşen oba ve oymakların başlarında Aydoğmuş adında bir beyin bulunduğu, sonradan köye bu beyin (Aydoğmuş), adının verildiği söylenir.

Aydoğmuş hakkında tarihi araştırmalar sonucunda köyün, Sultan Melikşah ümerasından Emir Danışmandın kurmuş olduğu Bir Türk emaret ve sülalesi olan Danişmandlılar tarafından haçlılardan alındığını göstermektedir. Emir Gazi Keçiborlu çevresini, Menderes Havzasını sonradan Suriye Atabeyi olan damadı Mesud ile haçlılardan almıştır. (M.S. 1124 - 1132). Bu tarihlerde Sultan Mesud' un Aydoğmuş adında ünlü bir kumandanı vardır. (M.S. 1132- 1152).


Köyün ilk iskan yeri olan Hüyük, Menderes havzasının girişinde ve tarih boyunca geçit olan (Armutlu Boğaz olarak da söylenir), bir boğazın içindedir. Hüyükün hemen karşısında aynı boğaz içerisinde halk arasında Emirgazi şeklinde söylenilen Danişmandlılar' ın kurucusu Emirgazi'nin adını taşıyan bir koyak vardır. Bundan başka Yağbasan, Danişmand, Danışmend Beli, Danışmand Y okuşu gibi yer adları Danişmandlılar' a ait olduğu ve bu yerlerin Aydoğınuş dolaylarında bulunduğu tarihi kaynaklarda mevcuttur.

 

Osmanlı Devleti zamanında da köy çevresinde Danişmendlilerin yaşadıklarını Dinar Keçiborlu arasında (42) adet boş araziye yerleştirilmelerini emreden padişah fermanlarının yayınlandığı tarihi belgelerde belirtilmektedir. Aydoğmuş, bu bilgiler ışığında M.S. 1150 yıllarından sonra adını Sultan Mesud' un ünlü kumandanı Aydoğmuş' tan alarak Danişmandlılar tarafından bugün Hüyük dediğimiz yerde kurulduğunu belirtebiliriz.  

 

Aydoğmuş adının Sarılar Timarı olarak  geçmesinde, Osmanlı idaresi yıllarında Yörüklerin iskanları ele alındığında çevreye verdikleri zararları önlemek için Danişmandlı yörüklerinin 42 adet kuraya iskanları ferman olunmuş, bu fermanlar, sık sık tekrarlanmıştır. İskan fermanına itaat edenler arasında af dilemek için Padişah huzuruna kadar çıkanlar arasında sık sık Sarı oğullarından bahsedilmektedir. Zamanın iskan politikasına uyularak köy dolaylarının, Danişmandlıların bir oymağı olan Sarılar' a timar olarak verildiği ve bundan dolayı köye Sarılar Timarı denildiği belirtilir. Bazı kayıtlarda ise bugün Sınır diye anılmakta olan, eskiden Konya-Bursa şimdi de Isparta-Afyon kesiminde köyün son topraklarını sınırlayan düz ve verimli bir ovanın Sarılar Çiftliği olduğu kaydedilmektedir. (Aydoğmuş’ luların sık sık Padişah huzuruna çıkıp af diğer nelerinin sebebi, yörük halkın hayvan sürülerinin çevreye, ağaç ve bitkilere zarar vermesi dolayısıyladır.)

 

Saraycık adı ise, köy Hüyük mevkiinde Saraycık adı ile kurulmuş olup, Padişah fermanlarına itaat edenlerin yerleşerek kurdukları bu köye, Padişaha bağlılığın bir belgesi olarak Saraycık adının verildiği söylenir. Köy bu adı ile M.S. 1500 tarih ve 30 numaralı Defteri Hakani' de Keçiborlu köyleri arasında yer almakta, 17 hane 20 ser (baş) bulunduğu kaydedilmektedir.

 

Halk arasında köyün Hüyük' te Sarılar Tımarı adında çok kalabalık olduğu, sonradan aralarında çıkan kavgalar sonucu çevrelere dağılarak yeni köyler kurdukları söylenir. Bir tapu senedi arama sırasında da köyün Saraycık namı diğeri Aydoğmuş kaydı ile Abdül Gaffar oğullarına verildiği bilgisine rastlanmıştır. Abdül Gaffar' ın 1567 yıllarında defterdar olduğunu araştırma kayıtlarından öğreniyoruz. Bu sebeple köyün M.S. 1500 yıllarında Saraycık adı ile anıldığını ancak köy halkının kuruluştaki ilk adlarını unutmadıklarını, kayıtlara köyün adının Aydoğmuş şeklinde geçtiğini belirtebiliriz.

T

arihçi, yazar Böcü zade’nin Isparta adlı eserinde Keçiborlu İlçesi ve çevresiyle (Aydoğmuş, Senir, Kılıç, Eber, Kozluca, Ovacık, Yaka, Yassı ören, BeItarla, İlyas, Hamallar-Ardıçlı, Hamidiye, Kuyucak, Gölbaşı ve Geresin- Güneykent) ilgili bilgiler mevcuttur. Bu bilgileri, bu değerli kaynak eserden okuyucularımız için aynen aktarıyorum. Bugünün araştırmacı-yazarlarına da ışık tuttuğu için merhum Böcüzade Süleyman Sami (ki ısparta eski mebusanlarından değerli bir büyüğümüzdür) saygıyla, minnetle anıyorum. Ruhu şad olsun diliyorum. Merhum Böcüzade' nin ilçemiz Keçiborlu ve çevresiyle ilgili araştırma yazılarının yer aldığı bölüm aynen şöyledir:

 

" Keçiborlu Bucağı ( şimdi ilçedir), Isparta' nın Kuzey Batısındadır. Afyon' un Dazkırı ve Türkmen köyleriyle hem hudut olup, denizden yüksekliği 910 m' dir. Bol akarsuları, ayrıca künkler içinde gelen içme suları vardır. Şehir bağlık, bahçeliktir. Şehrin kuzeyindeki derede acımtırak bir maden suyu çıkar.

 

Bu su bazı hastalıklara iyi geldiği için halk tarafından içilir. Bu suya yakın bir yerden çıkan kükürtlü su, uyuz ve benzeri deri hastalıklarının tedavisinde kullanılır, Merkez nahiyede bol miktarda kükürt ve biraz da alçı vardır. Hamidoğulları' nın İlyas Bey zamanında bu kasabanın Gönen' e bağlı olduğu, Gönen kadısı İsa bin Hamza tarafından Hicri 876 ( M, 1472) tarihinde Keçiborlu'da bulunan Şeyh Şikem Zaviyesi' ne, Agros müderrisinin tasdikiyle verilmiş bir vakfiyeden anlaşılmaktadır, Keçiborlu'nun köyleri, Kozluca, Eber, Aydoğmuş, Ovacık, Yaka, Yassıören, çığrı, Beltarla, İlyas - Ardıçtı, Senir, Hamidiye, Kuyucak, Kılıç, Gölbaşı ve Geresin olmak üzere 17 parçadır.

 

Eskiden Burunköy, Fari, Yağıbasan, Danişment adlarında Kılıç ve Senir köyleri civarında dört köy daha varmışsa da bunlar kaybolmuştur. Burunköy yerine Hamidiye adıyla bir köy kurulmuş ve hicri 1190 ( M, 1882) yılında Kuşçu Aşireti buraya iskan olunmuştur. Diğer üç köyün arazileri Kılıç ve Senir köylerine katılmıştır. Hicri 1292 (M. 1876) savaşında Plevne muhasarasından sonra hicret eden Rumeli göçmenlerinden Ruscuk' lu Hezargrad' lı, Pazarcık' lı olanların bir kısmı Isparta'ya gelerek Söğütdağı' nda bazı yaylaları beğenmiş olduklarından Senir yaylasında ecdit, Çığlı yaylasında Başrnakçı, Eber cihetinde Kavakalanı, Umraniye, Kılıç köyü yakınında Hezargrad adlarıyla yeniden beş köy daha kurulmuştur. Miladın ilk asrında buraları gezen Yunan' lı tarihçi Strabon 'un yazdığına göre: " Fari köyü mevkiinde Varus yani Baris namıyla bir memleket ve hükümet olup, burada bulunan bazı taşlar Üzerindeki eski Yunan yazılarından istiduil ile de o mevkide Varinom namında küçük bir hükümet bulunduğu ve bu adla para bastırdığı anlaşılmıştır. Bu delile göre Fari adının Varinon' dan alındığına şüphe yoktur."

 

Ormanlık olan Söğüt dağı semtinde bulunan köylerin halkı tarımla, kısmen kerestecilik ve hayvancılıkla geçinirler. Evleri, diğer orman köylerinde olduğu gibi, çatma denilen ahşap evlerdir. Bazılarının evleri dört duvarlı ve üstleri toprak damlıdır.

 

Bu köylerden Aydoğmuş ve Eber köyleri ilk zamanlar dağ başında ve kayalar arasında iken, Aydoğmuş köyü, 50 yıl önce ovaya inerek oldukça düzgün evler ve binalar yapmışlardır. Eber' liler de bağlarının bulunduğu yerlere inerek yerleşmişlerdir.

 

Aydoğmuş köyünün adının, ramazan ve bayram günlerinin başlangıcını bildiren ay doğmasının ilk defa bu köyden görülmesinden dolayı verildiği söylenir. Ancak; bu civarda Danişment, Yağıbasan gibi eski Türklere ve Tükmenlere ait köy isimleri bulunduğuna göre, Aydoğmuş kelimesinin de Türk beylerinden birinin adına izafetle verildiği akla daha yakın gelmektedir. Filhakika yok olan Danişment, Yağıbasan köylerinin bu havalide Hicri 464 (M.1072 ), tarihine kadar hüküm süren Gazi Muhammed bin Danişmend ve oğlu Yağıbasan Nizameddin zamanında kurulduğu ve daha sonra bunların adına nisbet edilerek bu isimlerin verildiği, Aydoğmuş' a da bu sıralarda Aydoğmuş isminin verildiği kuvvetli bir ihtimaldir. (Yağıbasan veya yağbasan kelimesindeki yağı düşman anlamına gelmektedir. Divanı Lügat- it Türk Dizini' n dedir.) Keza Yağı basan köyü harabelerinde önemli mermer taşlar ve sütunlar görülmesi Aydoğmuş ve Eber' de Selçuklular ve Osmanlı devirlerine ait tarihi eserlerin ve kayıtların bulunması buraların vaktiyle önemli birer şehir veya kasaba olduklarını göstermektedir.

 

Kılıç köyü, harap olan Yağı basan köyünün yakınında olup, burayı Selçuklular adına fetheden komutan tarafından III. Kılıçaslan adına ( H.600, M. 1024) tarihinde kurulmuştur. İki asır kadar buraları Hamid oğulları elinde kalmış ve başka yerlerde bulunan Kılıçaslan kasabalarıyla karıştırılmaması için aslan kelimesi kaldırılarak sadece Kılıç adı verilmiştir. Geresin köyü, Keçiborlu' nun Doğusunda ve Uluborlu ilçesiyle hemhudut olup, halkı tarım, hayvancılık ve kerestecilikle geçinir. Bu köyün dağlarında zengin ormanlar vardır. Suyu boldur. Bağ ve bahçelerinde her türlü meyve ve sebze yetişir. Vaktiyle dağlarında yabani kiraz çok olduğundan Rumca' da kiraz anlamına gelen Kirasi' den Geresin adının çıktığı söylenir. Bu köyde davar kılından ve karışık yünlerden çok güzel kilimler, çul, çuval ve heybeler yapılır."

 

Böcüzade' nin kitabında yıllar öncesinin araştırma, derleme bilgileri böyle. Bu yazıları biraz da günümüzle karşılaştırmak için aktardım. Eserde köy olarak adı geçen Aydoğmuş, Senir, Kılıç ve Geresin (Güneykent) bugün birer kasabadır. Güneykent Kasabası, Isparta - Gönen' in ilçe olmasıyla, buraya bağlanmışdır. Bahsedilen el sanatlarıysa maalesef bugün kalmamıştır. Çevrenin ekonomisi, Keçiborlu' nun Kükürt Fabrikası' nın kapatılmasıyla olumsuz yönde etkilenmiştir.

 

Aydoğmuş' un tarihinin bahsedilen esere göre de çok eski'lere dayandığı bilgisidir. Ki ben, Anadolu' ya Türklerin yerleştiği zamanlardan önce de burada köklü Türk yörük ve türkmen aşiretlerinin bulunduğunu belirtmek istiyorum. Çünkü, Anadolu' ya yedi koldan 1071 Alparslan'ın Malazgirt Zaferiyle bu kutsal yurdun Türklere ait olduğu ispatlanmıştır.

 

Aydoğmuş' un sülale isimleri sıralamasına geçmeden önce, araştırma ve derleme lerim esnasında bir evde, (merhum Halil Kaçar' da) yıllar önce eski Türk harfleriyle yazılmış bir akraba mektubuna rastladım. O mektubun fotokopisini alıp, tekrar kendi ailesine teslim ettim .Fakat; mektubun sonradan kaybedildiğini öğrendim. Bu mektup öylesine yazılmış bir mektuptu. Mektupta benim dikkatimi çeken bölümü, mektubun sonunda selam gönderilen aile isimleriydi. Aileler, daha doğrusu sülaleler tek tek sıralanmıştı. İşte bu fotokopide yer alan mektubu, kasabamızdan Hacı Hilmi Gültekin' e günümüz Türkçesine çevirttim. Kitaba orijinalini basmak isterdik fakat; fotokopiden net olmadığı için sadece günümüz diline çevrilmiş halini aktarıyorum. Ve insanlarımızın eskiden, küçük yerleşim yerlerinde ne kadar birbirlerine bağlı, sevgiyle, saygıyla akrabalarına karşı ne kadar nazik olduklarını bu mektupta gördüm.

 

Balıkesir ilinde görev yapan müftülerle ilgili bir kitap hazırlandığını duymuştum. Bu sebeple yaklaşık bir buçuk asır önce, Aydoğmuş Kasabası' ndan (o zaman köy)  Hüseyin-i Vasıf adında 13 yaşında bir çocuk, medrese eğitimi görmek için Balıkesir' e gönderildiğini medrese eğitimiyle çok iyi yetişen Hüseyin-i vasıf  Balıkesir' de müftülük yaptığını yakınlarından öğrendim. Bir buçuk asır önce kendi el yazılarıyla eski Türkçe, Osmanlıca olarak yazılan bu değerli mektubu görünce heyecanlandım, mutlulukla doldum. O günlerden kalan bu küçük mektup, kasabamız adına sanki canlı bir vesika gibiydi. Selam kısmında kimler yoktu ki,  O zaman kaç hane varsa hane sahiplerinin aile büyüklerinin birer birer ismi geçiyordu. Sözün özü Aydoğmuş' un yüz yıl önceki belli başlı kişilerinin isimleri bu mektupla doğrulanıyordu sanki. Ya bu güzel mektubu bu güne kadar muhafaza eden Halil Kaçar amcaya ne demeli. Babasının sakladığı bu belgeyi, "Onlar da bizden saklamamız istendi" diyerek muhafaza etmeleri çok güzel ve yerinde bir davranış. Şimdi rahmetli olan Halil Kaçar amcanın ruhu şad olsun inşallah.

 

İşte köyümü ve insanlarını bu yönüyle çok seviyorum. Yeterli eğitim görememiş bu sevgi dolu insanların kültürümüze değer verip, basit gibi görünen fakat; kasaba için yazılı bir belge niteliğini taşıyan bu mektubu muhafaza ettikleri için hepsine teşekkür ediyorum. Allah hepsinden razı olsun. Aydoğmuş Kasabası'ndan müftülük yapmış büyüğümüzün var olduğunu öğrendiğim için bir Aydoğmuş' lu olarak sevindim. Kültürü seven insanların köyü, güzel köyüm Aydoğmuş halkına sevgiler, saygılar, selamlar sunuyorum.

 

Bu tarihi mektubu Osmanlıca' dan günümüz diline çeviren Sayın Hacı Hilmi GÜLTEKİN' e teşekkürlerimi sunuyorum. Okuyucularımız için bir buçuk asırlık bu ilginç mektubu sunarken, diyorum ki; günümüzde kısacık telefon konuşmalarına hapis olan duygu ve düşüncelerimizi yazılı belge haline dönüştürelim. Basit gelen bir mektubun yıllar sonra nasıl önemli hale geldiğini bu örnekle göreceksiniz. İşte mektup:

" Hamiyetli Hüseyin Ağa hazretlerine, Deruni dilden ve canı gönülden selam ve dualar olunup, o mübarek hatırı şerifleriniz sual ve istifsar olunur.

 

 

Bihamdihi teala himemi aleyleriniz berakati bu kerre validem kadın Salimen bu tarafa vas ı! olarak husni mülakalaya dünyalar kadar memnun ve mesrur oldum. Ve araca hakkında ne derecelerden riayet buyurulmuş olduğunu dahi beyan eyledi. Bundan daha ziyadesiyle memnun oldum. Hak Teala hazretleri sizleri dahi iki cihanda aziz ve mesrur eyleye. Amin.

 

Validem mu ma ileyhadan fırkat edeli 17-18 sene olup pek çok göreceğim geldiğinden bir hayli benimle burada oturup inşallah badehu beraber olup hem de sıla etmek üzere ol tarafa azimetimiz ve samimi olmasıyla ol vakte kadar validem muma ileyhanın iki dane kara sığır inekleri ve yedi sekiz bab damızlık keçi ve malum ol miktar bakır kabı vesair ne eşyası var ise cümlesi marifetiyle hüsnü muhafazasına himmet buyurmanızı rica ederiz. Ve bir de birader merhumun üç nefer kerimelerinin münasip kimselere akdi ve tezevvücü validem mu ma ileyhanın gece ve gündüz efkar ve endişesi olduğundan mezbure kızları helal sÜt emmiş münasip kimselere akid ve tezevvüc buyurmanız] dahi başkaca niyaz ederiz.ol tarafta gariyemiz eşrafından topal Osman oğlu Ali Ağa' ya ve Ali Kahya oğlu Ramazan Ağa' ya ve Çolak oğlu Mehmed Ağa' ya ve Çakır oğlu Mehmed Ağa ve Hüseyin Ağa' ya ve Molla oğlu Mehmed Ağa' ya ve Kara Çoban oğlu Ali Efendi ve Halil Ağa' ya ve Koca Ahmed oğlu Hüseyin Ağa' ya ve Murat oğlu İbrahim Efendi' ye, Mehmed Ağa' ya vesair yedi yaşından 70 yaşına kadar bilcümle akraba ve kerimeleri Ayten, Fatma, Kezban, Hatice ve mahsus selamlar edip mübarek hatırı şeritlerini sual ederim. Gelür oldukça mektubu şeritlerinizi gözedirim.

 

Sene 1286 Muharrem 15 (Miladi:1866) (Kameri Aylar) Mühür (Hüseyin i Vasıf) Osmanlıca' dan günümüz diline sadeleştiren:

Hacı Hilmi Gültekin

 

            Bu mektup araştırma gezilerimde bir konuya daha dikkatimi çekmemi sağladı. Bu yazılarımı derlediğim zamanlar babam merhum Ramazan Aygün, nenem Hatice Akçay, nenem Gülsüm Aygün ve dedelerim İbrahim Aygün, Ethem Akçay ve amcam (biz emmi deriz) Ethem Aygün sağdı. Bu değerli büyüklerimizin geçmişimizle ilgili bilgi toplamamda çok faydalarını gördüm. İyi ki de bu güzellikleri not etmişim diyorum. Buradan şunlan aktarmak istedim. O yıllarda kasabanın işlek olduğu, şimdi patika, ova yoludur, eski Aydoğmuş yolu olarak bilinen yerden Osmanlının son zamanlarında çok karışıklıklar ve soygun olayları olurmuş. Bu yüzden atalarımız Akdağ' ın yüksek eteklerine doğru yerleşirlermiş. Ki Akdağ birkaç asır önce ağaç ve makileI'le dolu ormanı gür düzlük bir alanmış. İşte bu ormanın sıklığı güvenlik için çok yararlar sağlamış. Eşkıya baskınlarında köylüler, Akdağ' ın böğründe yer alan sığınak kadar kocaman Güvercin İni denilen yerlere gizlenirlermiş. Merak edip bu mağarayı görmek isterseniz dostlarım, benim yazdıklarımla ne kadar haklı olduğumu göreceksiniz. Çünkü mağaranın ağzı bir insan sığacak kadar küçük, fakat; içine baktığınızda sanki Akdağ' ın altı kocaman bir boşluk. Hem çok yüksek hem de geniş. İşte bu sebeple ben şu kanıya vardım ki, burası önceleri oldukça işlek merkezi bir yerleşim alanıdır. Bu mağara da onun en güzel ispatıdır.

 

          Ninem Hatice Akçay anlatıyor: "Benim çakır gözlü Vasile ninem varıdı. Büyüklerimden duydum. Biz yetim büyüdük Vasile ninemin de ninesi varımış. Adını unuttum, Fatma' mıydı. Her neyse. İşte bu Aydın yolu üzerinden gelen birtakım eşkıyalar köye dadanmış. Köyde ne var ne yok soyarlarmış. Ninecezim de evinin kapısını içeriden kilitlemiş. Dışarı çıkmamış. Kocası Osmanlı zabitlerindenmiş. Evinin bazı yerlerinde duvarlarında arıları ve petekleri de varmış. Evden çıkan olmayınca eşkıyalar evi ateşe vermişler. Ninem canı pahasına da olsa eşkıyalara direnmiş. Evinde yanarak ölmüş. O kadar da güzelmiş ki. Çevrede ünü varmış. Fakat; o namusuna heIal getirtmemiş. Eşkıyaya yem olmaktansa ölürüm daha iyi dermiş hep yanan evin etrafı akan baharla göl olmuş. İşte yavrum şu Akçeşme' nin başındaydı evi."

 

 

Yine Hatice ninem anlatıyor:

" Harpten önce, her tarafı eşkıya basarmış, Yine

Köylüler şu Eski köy denen yerdeyken bir gece eşkıyalar basmış. O zaman elektrik yok, Çırayla, idarelerle aydınlanılırmış, Evler toprak damlı bir yanı ahır (hayvan barınağı) diğer yanı evmiş. Ninem ocağa: ateşi yakarlarmış. Hem ısınırlarmış, Hem de gece için gavurga parlatırlarmış (mısır patlağına bizim burada gavurga denir), Karanlık çökünce de eşkıyalar dumanı görmesinler diye ateşi söndürürler, yorganların altında sessizce otururlar, kütür kütür de gavurga yerlermiş, İşte yine eşkıyaların köye geldiği bir gün, ninemin evine de gelmiş eşkıyalar. Sağa bakmışlar sola bakmışlar. Baca tütmüyor. İçlerinden biri:

"Ağam burada galiba insan yok. Ahır (dam demek) olsa gerek." Demiş.

Ninemgil hiç ses çıkarmadan gavurga yemeye devam etmişler.

Derken Ağaları: "Doğru söylüyorsun baksana  içeriden hayvanların yediği yemlerin kütür kütür sesleri geliyor. Adamlardan biri bağırmış: "Ağam isterseniz ahırın (dam) içinden hayvanları alıp, götürelim", Ağa sesleri dinledikten sonra:

"Oğlum geceyle hayvanla uğraşamam, haydin buradan gidiyoruz. Kimin bacası tütüyorsa orayı basın. Altın, para yükte hafif ne varsa onları alın", demiş. Böylece ninecezim ve çocukları eşkıya baskınından kurtulmuşlar.

 

 

                                 Ülker AYGÜN 'ün Gülüm adlı eserinden alınmıştır.

               

                                                                                         Tuncay AYTAÇ

 

ÖNEMLİ LİNKLER

Google
DUYURULAR

 Toplam  2 Duyuru var
Alış
1 EUR : 1.924 YTL
1 USD : 1.49 YTL
Satış
1 EUR : 1.933 YTL
1 USD : 1.50 YTL
 
 



.: Aydoğmuş Kasabası Websitesi :. RESMİ WEB SİTESİ
Webtasarım İsmail ARSLAN Tel: 0533 3368044 www.ismailarslan.com